Söğüd Ayarları

MEVSİMLER
Sonbahar
İlkbahar
Gece
YAZI BOYUTU
YAZI TİPİ
DOKU SEÇ
Söğüt Kitaplığı

Kendinin Yarası Olmak - Semih Çar

SÖĞÜD AĞACI TOPLULUĞU | EĞİLDİKÇE YÜKSELEN!
ALINTILA
PAYLAŞ
YAZDIR
1 DAK.
Kitap okuyordum demin. İmam Gazali'nin hasta oluşunu dinliyordum kendisinden. Allah'ın nuru sayesinde kurtulduğunu anlatıyordu. Çünkü kitapta anlattığına göre hastalığa kendi eliyle düşmüştü. Bir arayışın kayboluşuna benziyordu ifade ettikleri. Bir süreç başlıyordu böylece, kendi kendine iki ay boyunca yardım edemiyor, tabipler çaresiz kalıyor ve bir bunalım, bir kalp rahatsızlığı tanısı konuluyordu.

Bu rahatsızlığın manevi olduğu dile getirilmişti. Aylarca yatıran bunalımdan sonra gelen şifa, Allah'ın nuruyla olmuştu. Bu şifanın böyle geldiğini ise dile getiren hastanın kendisiydi. Diğer dikkatimi çeken noktaysa; Gazali Hazretleri'nin akıl ve duyulara güvenerek çıktığı ilim yolculuğunda hastalanmasıydı. Çünkü gözüyle müşahede esnasında yıldızı gördüğünü söylerken, yıldızın gerçek hacminin gerçekte gördüğü gibi olmadığını söylüyordu. Bu neticeye göre duyular; kişiyi akli deliller noktasına götürmüyordu. 

Sonra akla güvenmek istiyordu. Uyku esnasında rafa kaldırılınca akıl, onun da gerçekten hakikati veremeyeceğini düşünüyordu. Hakikati istediği gibi bulamıyordu. Çünkü uyku esnasında bir kral; köle, bir köle; kral olabiliyordu. Bu da gerçeği temsil etmiyordu.

Yani şimdi nereye bağlayacağım konuyu? 

İnsan, kendinde büyüyen bir yara. Akıllı da olsa duygusal da olsa; ister reddetsin ister kabul etsin, kendini de büyüten bir yara. Tıpkı kırılan dalın bir yerden yeşillenmesi gibi. Burada bir diğer mesele ise kırılan dala, biraz su ve toprakla çamur yapılarak acısının alınabilmesidir. İnsanın acısı ise ancak üzerine toprak atılınca alınabilir. Yoksa başka türlü geçecek bir acı merhemi tanımıyorum bu dünyada.

Kalemi elime aldığımda sokaktan, bulutlardan ve bir gün daha uzayan, bize bunu fark ettirmeden yapan günden bahsetmek istemiştim. Ama kalem istediği yere götürüyor beni. Gözü kabristandan başkasını görmüyor nedense. Yolun ve nefeslerin hep oraya doğru varması, yok olduğumun biraz da delili değil mi? Çünkü gerçekten hep var olan bir varlık olsam konu ölüme gelir mi? Bu biraz da Mevlana'nın anlattığı gibi. Su havuzun içerisindeyken hapistedir. Ancak rüzgar estikçe özgürlüğe kavuşur. Tıpkı insanın her nefeste ölüme yaklaştığı ve her nefeste biraz daha özgür olması gibi. Bu canlı varlıklar için geçerli.

Dünyada varlıklar ikiye ayrılıyor. Biri nesne diğeri süreç. Süreç olanlar, daha kısa ömrü olan varlıklar, genellikle canlılar. Nesne olanlar ise canlı olanlara göre daha fazla yaşayanlar. Bu ayrımlar içerisinde süreç olan canlılar, daha az yaşadığı için nesne olanların ölümüne yetişemiyorlar. 

Misal; Semih 40 yaşını göremeyecek ya da görse bile ölümün saçlarını bile tarayacak kadar yakın olacak. Ömrü 2000 senelik olan tarihi bir yapıysa 2000 sene sonra yıkılacak. Bir şekilde ömrünü dolduracak. Semih'in ömrü buna vefa etmeyecek. Böyle bir durum canlı olanların da süreç olması anlamına geliyor.

Bu kadar düşünce savruluşumu niye anlattım? Okuyorsun, yazıyorsun, pencereden bulutların mavi ve gri arasındaki geçişleriyle, akşam evine dönen elleri dolu baba gibi gidişini gözlüyorsun ve bunların hiçbiri senin içindeki yakışmayan, yatışmayan, eğreti olan taraflarını götürüp atmıyor. Daha çok yara oluyorsun kendinde. 

Bir ağacın tek arzusu yeniden ilkbahara yetişmektir. Bir çiçek ilkbaharda yeniden açmak ister. Nisan yağmurları kendi zamanında yağmak için can atar. Benim arzum mevsimsel değil. Zamana tutunmak istiyorsun ama bir çocuk gibi dünya kaydırağından çekip gidiyorsun ve 50 sene sonra kimse hatırlamayacak hale geliyorsun. Bu çok ürpertici. Keşke dünyalık kaygılarım olsaydı bunların yerine; belki biraz gaflet rahatlatırdı. Ama bu mümkün değil çünkü ölüm eğilmiş ve nefesi boynuma dokunuyor; ve ben İsmail değilim, babam İbrahim değil.

Şimdi hemen karşımda duran ve ışıkları yanan minareden ezan okundu. Okunmasa ne yapardım? Allah'ın nuru gelip kulağımdan kalbime doğru akmasa ve damarlarımda dolaşmasa ne yapardım? Şu kalbimin elleri semadaki bulutlardan yağmur dilenmese yeniden nasıl çatlardım bir fidan gibi?

Ellerimi bırakma ne olur; kendime yükledin ve takatim ne aklımda ne duyularımda, yalnızca duyduğun figanımda.
Nâşir: Semih ÇAR Tarih:...
HER SALAVAT, BİRAZ O'NA BENZEMEKTİR

Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Başlık

Metin...

Kaydetmek için ekran görüntüsü alabilirsiniz