Tertemiz bir Türkçeyle sokakların arasında gezdiren, hikâyelerin karakterleriyle beraber hüzünlendiren, sevindiren ve yer yer "Lütfen böyle bitmesin," dedirten güzel bir kitabın sayfalarına dokundu gözlerim. Kitabımızın adı "Hikâyeden Yaşamak"; hemen burada bir soru ilişiyor kalbime: Yaşadıklarımız mı hikâye, yoksa hikâyeler mi yaşamanın kendisi?
Sorular da hikâyelerin içerisinde adım atan duygularla yanıt buluyor. Bazen yaşamanın kendisini hikâye ettiğini görüyoruz; zaten her yaşam kendine özgü bir hikâyedir. Bazen de hikâyenin kendisi acısıyla tatlısıyla yaşamı şekillendirir. İkisinin de birbirini besleyen tarafları vardır. Bu yüzden kitabın adını ve başlıklarını sevdim. Anlatılar yalnızca birbirini besleyen kavramlar değil, düşünce dünyamızı da sorgulatan ve düşündüren bir denklemin kendisiydi.
Kitabın içeriğini okuduğumuzda yalın ve ne anlatmak istediğini bilen cümle yapısı, kişiyi okurken hiç yormuyor. Yazarımızın ilk kitabı olmasına rağmen anlatının bütünü birden fazla kitaplık tecrübeye denk geliyor. İçeriğinden de konuşmamız gerekirse hikâyeler üç bölümde ele alınıyor:
- İnadına Yaşamak
- Hikâyeden Yaşamak
- Sadece Yaşamak
Girişte bizi karşılayan bölüm, üzerimizde tesiri güçlü bir duygu fırtınası bırakıyor. Hikâyelerin kahramanlarının "İnadına Yaşaması" gerektiğine inanıyor yazarımız. Çünkü mantık çerçevesinde ele alırsak, kötülüğe uğrayan insanların inadına yaşaması gerekir; onlar iyi insanlardır. Şartlar ne denli kötü olursa olsun, iyi olan tarafın hayatta kalması önemlidir.
Kötülüğün kazanmaması için iyinin yaşaması gerekir. Kötülüğü bitiremeyebiliriz fakat iyiliği çoğaltabiliriz. İyilik çoğalmıyorsa yerinde durması da yeterlidir. İyinin ve iyiliğin konumunu koruması, kötülüğe verilmiş en büyük zarardır. Bu da umutla bir limana sığınarak hayatta kalmaktan geçiyor ve vazgeçmekten uzak durmakla mümkün oluyor.
Okuduğum hikâyelerin tamamı, anlattığım ve yazdığım bu düşünce serüvenini oluşturdu bende. Özellikle Ayçıl'ın hikâyesinde, çatı katında oturmama rağmen bütün tenimde karıncalar yürüdü. Gözlerimi tuttum dersem yalan söylerim; çünkü hikâye bizi içerisine alıyor. Kendimizi buluyoruz anlatının içinde. Bu da kader birliği sağlıyor ve ufka bakarken yol birleniyor.
Kitapta bir hikâyeyi okuduktan sonra diğerine geçmek zor oldu. Cümleler belki noktayla bitiyor fakat hikâyenin kendisi ve karakterlerin dünyası okuyan kişide devam ediyor. Karakterleri benimsediğiniz için müdahale etme gereği duyuyorsunuz. Her bir hikâyede ise farklı bir anlatım ile karşılaşıyoruz.
Bugüne kadar çok dergi ve bununla beraber çok hikâye okudum. Buradaki anlatım farklılığı hoşuma gitti. Bir kar küresinden yola çıkarak karakterlerin isimleri, çağrışımları, iç içe girmiş düşünceleri ve hikâyenin bitişi tıpkı bir sinema filmi izliyor hissi uyandırıyor. Tek bir sinemanın içerisinde birden fazla film bulabiliyorsunuz.
Kitabı okurken her bir hikâyeden bir parça aldım, bir parçamı bıraktım. Anlatıların tamamı nezaketi, sabrı, dirayeti ve hayatın kaçınılmaz gerçeklerini ifade ediyordu. Hikâyelerin tamamında okuru olumlu eyleme ve düşünceye yönlendirme vardı. Yeniden insanlığı hatırlatan ve öğreten karakterler vardı.
El işi yapan, eşine destek olan ve çocukları olmayan bir kadının sınavı; sevmeye ve sevilmeye tedirgin bir hasta öğretmenin kaygısı ve aşkı ile kendine verdiği sözle kendi arafını oluşturuşu; torunlarına fedakârlık eden ve ayağı aksayan bir babaannenin dramı ve daha nice "bizden" olan hikâyeyi okumak, okuru kitabın kendisine ait hissettiriyor. Ayrıca yazarın alışılmışın dışında kurgularının olması şaşırttığı kadar, insanı uzaklara daldırıyor.
Aslında hikâyelerin içeriğinden daha fazla bahsetmek istiyorum fakat okuyacak olan kitapseverlerin heyecanını kırmak istemiyorum. Çünkü hikâyeleri açmaya başladığım zaman mecburen ön bilgi vermiş olacağım, bu da okuma hevesini etkileyebilir.
Yalnızca şu kadarını söyleyeyim: Kitabın açılışında soykırım üzerine anlatılan hikâyeler, yazarımızın zihin dünyasında bu konunun derin bir yara olduğunu işaret ediyor. Soykırımı bu denli iyi anlatan, farklı coğrafyalarda olmasına rağmen acıların birliğini vurgulayan ve karakterlerin zihin dünyasını sağlam temellendiren bu anlatı; kalbimde, soykırım acısını yakından yaşayan bir hayatın şahitliği yapılmış gibi hissettirdi.
Günümüzde, açık konuşmak gerekirse, sağlam hikâyeler az olduğu için hikâye okumayı maalesef çok benimseyemiyorum. Fakat böyle bir hikâye kitabıyla vakit geçirdiğimde, hikâyeler ve karakterlerle beraber yaşadığımda seviniyorum. Çünkü bu eser okuru tefekküre sevk ediyor.
Kitapla ilgili sözlerime son vermeden önce, eseri çok beğendiğimi ve kesinlikle önerebileceğimi söyleyebilirim. Umarım bundan sonra yazarımızın nice kitapları daha kitapseverlerle buluşur. Bize de böylece yeniden okumak düşer.
Nâşir: Semih ÇAR
Tarih:...
HER SALAVAT, BİRAZ O'NA BENZEMEKTİR
✽
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed
✽

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder