hangi gözden geldi bu boğulduğum sular
gece niye bakıyor karanlığıyla üzerime
yüzüm kulaç atmayı bilmiyorsa dünyaya
bir oyun ve eğlence kolumdan tutup götüremiyorsa
ve bir kanadım varsa belki de gökyüzüm yoktur
Seni aradım yamaçlarda
hiçbir ayakkabının değmediği yerlerde
dünyaya bir ayak izi bırakmadan
Musa gibi kendimi bıraktım dağlara
takip ettim kalbimi mayalayan ışığı
bir leylağın elinde mor olmayı denedim
sonra benden çiçek olmazmış anladım
bu kez yorgun kaydıraklarda horoz şekeriyle
ağzının kenarındaki şerbeti
koluna silen çocuk gibi
çıkıp gelmeni bekledim
hep çocuk kalmak istedim umut etmek için
Beklerken kendimden gittim
taç giydirdim harflerine
sözcüklerini tahta oturmayı öğrettim
Cümleler bir plaza kadar mağrur ve batılıyken
kalbimin pusulasında milim şaşmadı eşiğin
İhtiyar bir çocuktur şimdi hala kimliğim
Ticaretim zararın şeyhiydi
günler, bir oyuncak hamuru gibi elden ele
ünlerken kusurlarımı
hayatın omzunda kusurlar kamburuydum
Çinedirde uzun sap, pirinçte taş
ve mutluluğu içinde tutamayan
terketmiş bir rengin boya kovasıydım
Şimdi gecenin ortasında
yolun başı ve sonunda
kılıçtan bir ipin üzerinde sefere çıkıyorum
Masanın üzerinde elime sarılan tesbihim
yüzünü uzatıyor parmaklarıma
Sabrımın az geldiği zamanlarda da
boyunu uzatıyorum tanelerin
Kusur tenim gibi durmuyorsa üzerimde
hak ettiğim için değil lütfettiğin için
Bense kusur yüklenmekten
ticareti iflas eşiğinde
ne içeri ne dışarı ait olan
bir keder toptancısıyım
(16 Rebiülevvel 1447)
Nâşir: Söğüd Ağacı Topluluğu
Tarih:...
HER SALAVAT, BİRAZ O'NA BENZEMEKTİR
✽
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed
✽

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder