Son birkaç cüz kaldı. Kendimi daha iradeli hissediyorum. İbadetler insanda bir görev bilinci uyandırıyor. Zamana anlam katıyor, insanı da anlamlı kılıyor. Bu anlamı tayin eden özne değişmiyor. Dünya güneşin etrafında nasıl sema ediyorsa, insan da O’nun etrafında öylece dönüyor.
Dün bir hikâye okudum. Yokluğun bile yok olduğu bir hayat yaşayan bir karı koca varmış. Adam kanaati bilen, neden kanaat edilmesi gerektiğini bir şeyh sükûnetiyle anlatan biriymiş. Dünya ile araya konulması gereken mesafeyi, hassas bir terazi ayarı gibi tuttururmuş. Çünkü beden gemisi dünyaya bir halatla bağlıdır; o halat içinse bir kazık yeterlidir.
Hanımı ise kocası kadar kanaatkâr değilmiş. Zamanla fakirliğe tahammülü azalmış, eşine sitem etmeye başlamış. Bugüne kadar yokluğa onun için katlandığını söylemiş. Sonrasında eşinin üzüldüğünü görünce pişman olmuş.
Bir gün yine bu mesele açılmış. Atışma büyümüş, kavgaya dönmüş. Nihayetinde kadın galip gelmiş. Hikmet ehli erkekler, derler ki, kadına yenilir; nasipsiz olanlar ise galip gelmeye çalışır. Adam da hanımına boyun eğmiş. Bir anlaşma yapmışlar: Bağdat civarındaki padişaha ellerindeki en kıymetli hediyeyi götürmeyi kabul etmiş adam. Bu hediyeyse, biriktirdikleri yağmur suyuymuş. Kadın testiyi doldurmuş, eşini tembihlemiş: Durumlarının zorluğunu padişaha anlatmasını istemiş.
Adam yola çıkmış. Testiyi gözü gibi korumuş. Günler sonra saraya varmış. Askerlere hâlini anlatmış. Bir müddet beklemiş. Sonra birkaç asker hediyeyi almaya gelmiş. Testide su olduğunu görünce tebessüm etmişler, fakat edebi elden bırakmamışlar. Suyu padişaha götürmüşler. Padişah hediyeyi kabul etmiş, testiyi altınla doldurmalarını emretmiş. Ardından bir not düşmüş: Adamı dönüşte gemiye bindirip Dicle üzerinden uğurlamalarını istemiş.
Adam testiyi altınla dolu görünce şaşırmış ve sevinmiş. Askerler padişahın emrini anlatınca birlikte yolculuğu kabul etmiş. Askerlerle birlikte gemiye binmiş. Her yolculuk bitmeye mahkumdur. Günler sonra eve vardığında, padişahın kendi suyunun daha güzel olmasına rağmen getirdiği bir testi suyu kabul edişini anlatmış durmuş. O'nun yüceliğini dilinden düşürmemiş.
Hikâye uzundu; ben özünü aldım. Çünkü mesele ayrıntının süsünde değil, mananın kendisinde.
Burada padişah bellidir. Allah’tır. Adam ruhu temsil eder; çünkü ruh, kanaat ve yakınlıkla huzur bulur. Ruhun mutluluk eşiği düşüktür; “Allah” demesi yeter. Kadın ise nefsi temsil eder. Nefis küpler dolusu altın ister. Fakat sonunda görülür ki, bir testiye dahi ihtiyacı olmayan padişahın kudreti her şeyi kuşatır.
Allah’ın ibadetlerimize ihtiyacı yok. Gece vakti aşk ile kalktığımız sabah namazına da, tuttuğumuz oruca da ihtiyacı yok. İhtiyaç sahibi olan biziz. Dünya örümceğinin ağından kurtulmaya muhtacız.
"Hoca Ahmed! Yaşın oldu yirmi bir,
Neylersin ki, günâhlar dağdan ağır.
Kıyamette gazap ederse Kâdir,
Ey dostlarım! Nasıl cevap derim ben?"
Yayınlayan: Semih ÇAR
Tarih: ...
Her salavat, Biraz daha O'na benzemektir.
✽
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed
✽
