Kırgınım biraz. Doğrusunu söylemem gerekirse iyi kırgınım. Çünkü günlükleri yazdığım günden itibaren birkaç kişinin okuduğunu düşünüyordum. Onların okuyor olması ve bir satır da olsa geri dönüş yapması, yazma isteğimi devam ettiriyordu. Fakat dördüncü gün yazdığım günlükte anladım ki maalesef okuyan yok. Birkaç kişi; sayısı bir veya ikiyi geçmez.
Yazar okunmadan da yazmaz mı? Mesele bu değil. Cenazemiz olduğunu söyledim ve okuduğunu düşündüğüm kişiler başsağlığı dilemedi. Kayıtsız kalmak beni yoruyor. Çünkü mizacım gereği kayıtsız kalamıyorum. Bu yüzden birkaç gün geçtikten sonra yazıyorum tekrar günlüğü. İnsanız ve insanlık beklemek zorundayız. Çünkü birbirimizin yarasını sarmayacaksak sıfatın bir anlamı kalmaz.
Bazen sinirim geçene kadar kenara çekilmem gerekiyor. Kolay geçen bir sinir yapım yok maalesef. Bu yüzden elime, düşüncelerime, kalemime sahip çıkmak için beklemem gerekiyor. Biraz zaman aşımına uğraması gerekiyor duygularımın. Kendi konumuza gelirsek, Ramazan güzel geçiyor. “Nerede o eski Ramazanlar?” cümlesi yerini unutturdu çoktan. Hamdolsun, gittikçe bilincin arttığını düşünüyorum. Müslümanlar safları sık tutmaya başladı. Ümidim her geçen gün daha da artıyor. Bizim kuşak böyleyse, ileride yetiştirdiğimiz kuşaklar çok daha iyi olacak.
Hazreti Yusuf ve Hazreti Yakup geliyor aklıma. Çok ağladı Yakup Peygamber. Acaba o kadar ağlamasaydı suyun kaldırma kuvveti Yusuf’u kuyudan çıkarmaya yeter miydi? Gözyaşları ile dolmasa o kuyu, biri gelip yerini bulabilir miydi? Bu dünyada yaşanan her olayın bir vakti var. O da dolmadan bir nihayete erişemiyor yaşananlar. Kederlerin bir rengi olduğunu hissediyorum. Bazen kül grisi, bazen ateş kırmızısı, ölüm beyazı gibi…
Cümlelerim bugün birbirinden kopuk; çünkü düşüncelerim karışık. Zannediyorum hep hüzünlü gezen birisiyim. Bu elbiseyi çıkarınca kendimi aldatıyor gibi hissediyorum. İnsan güzel günlerde aldanıyor dünyaya. Böyle günlerde aldanıyoruz yolcu olmadığımıza. Sonra bu duyguları yaşayan ve hisseden birisini çevirip ve sorsak ölümü, güzel bir günde ölmek istediğini söylüyor; ama kimse güzel bir günde ölmek istemiyor.
Bak şu akşamdan topladım al ki tövbe açsın penceren
Gel ve çağır Hakkı gözden açtığında yankısı
Geldiğimden anla sümbül morca tövbeden bu dem
Kaldırımdan topladım bir eflatundan sancısı
