İftar vakti yaklaştı. Beklerken zamanın nabzını bile duyabiliyor insan. Beklemek, olgunlaştıran bir tarafı kadar yakıcı da. Çünkü dünya kıvılcımlar biriktiriyor insanın kalbine. Ferahlık bulmak için çabalıyorsun ama nafile. Ne tarafını tutsan eksiklikten başlıyor tamamlanmak. Tamam oldu diyoruz bu kez ama bunu söylediğimiz anda bile kaybettiklerimiz geliyor aklıma.
Bu sene cami dolup taşıyor. Dünyanın, kalbi yakan tarafını anlamış gibi herkes. Turkuaz halı bir deniz gibi gülüyor Müslümanların alınlarına. Dünyanın eli dokunamıyor Müslümanların alnına. Böyle özgür oluyoruz, böyle duyabiliyoruz sesimizi. Allahu Ekber diyoruz ve dünyanın bir otogardan farksız olduğunu dile getiriyoruz. Bir ağacın altında dinlenen yolcudan ne farkımız var? Sonra o yolcu gibi birden rüyadan uyanıyoruz. Uyanınca bile sancısı devam eden görüntüler geliyor hatırımıza. Biz Allahu Ekber diyerek acımızı hafifletiyor, ruhumuzun ilacını veriyoruz. Ruhumuzu suluyoruz renge durması için gözyaşlarımızla.
Bütün bunları yaparken bir de takat gerekir. Sofraya oturduğumda bakıyorum nimetlere; hepsi birer bitkiydi ya da canlıydı. Cana, can olmak için yaratıldılar. Hepsi farklı özelliklerle ve tadıyla bir araya geldi. Sofrada gözüme bakıyorlar. Sahi, onların canını aşka dönüştürebiliyor muyum? Diyorum ki kendime; bir buğday mahşer günü "beni aşka can vermek yerine kötülüğe kullandın" dese ne yaparım? Nasıl öderim ufacık bir suyun vebalini? Sofradan kalktığımda hep şunu söylerim: Allah’ım, yediğimi içtiğimi aşka çevir. Yoksa bu yoklukla nasıl var olurum?
Bugün de sela her günkü gibi okunacak. Teravih; dinlenmek, soluklanmak anlamına geliyormuş, bugün öğrendim. Tıpta, soluk almayan bir beden bilincini kaybeder. Bilinci gidenin ölümü gerçekleşir. Bilinci kaybolan dinlenemez. Önceden 40 rekâttı günlük görev. Şimdi 60 rekât. Ama renklerim daha canlı çünkü solmuyorum, soluklanıyorum.
Yaz ey hokkam, durma yaz, tek elle yaz
Aç şu kalbi, Hakk'ı yaz, bir satır yaz
Gidiyor bak elden artık söz, nefes
Al dudaktan aşkı, artık yaz yâre
