Yol - Şeyma Karaaslan

‎İçinde bir çağ,
suskun da olsa kıpır kıpırdı.
‎Gecenin en sessiz yerinde
‎bir su gibi sızardı içinden.
‎Ne zaman unuttum desen,
‎bir rüzgâr dönerdi adını toprağa 
‎bir dal gibi eğilir,
‎bir kök gibi direnirdin
‎Taştın,
‎ufkun kıyısından yükselen bir nehir gibi
‎Yuttun sessizliği, taşıdın göğsünde sustuklarını.
‎Ama taşan sendin hep 
kırılan da.
‎Ferahlığın,
‎duvarlara sığmaz bir vadiydi 
‎Çayırların,
‎söz dinlemez bir ilkbahardı 
‎onların betonuna sığmazdı
‎Hâlâ akıyorsun aslında.
‎Bir evye değil,
‎bir şehir bile tutamaz seni.
‎Bir gün
‎Bir gün
‎Kendi kendine akarsın,
‎Kendini doğurursun geç de olsa, zor da olsa 
‎Doğarsın...
‎Bir bakışta
‎güzelliği dökülsün isterdin avuçlarına 
‎sanki senmişsin gibi
‎güneşin sabaha ilk değdiği yerde
‎ufkun ucunda parlayan o ilk çizginin ahenginde 
‎Büyümek isterdin,
‎bir toprağın sabrını kuşanıp
‎rüzgârla çatlamadan
‎göğe uzanan bir fidan gibi
‎kendi içinde kök salmak isterdin
‎Büyütmek isterdin,
‎bir çiçeği tohumdan ağaca 
‎dikenini de, suskunluğunu da.
‎Her mevsiminde gölgende hiç solmadan görmek isterdin
‎Baharı yaşamak isterdin
‎gelişigüzel değil,
‎gökyüzünden düşen bir damla gibi
‎tam vaktinde ve derin.
‎Baharın içinde filizlenen her umudu
‎isminle çağırmak gibi 
‎bir çiçeğin açarken çıkardığı
‎görünmeyen sesi olmak isterdin,
‎bir sevincin ta kendisi 
‎Ve şimdi,
‎taştığın yerden filizleniyorsun.
‎mevsim geçişleri 
‎ışığın sızdığı yer oluyor.
‎Köklerin, yeryüzünün kalbine uzanıyor
‎ve gövden
‎göğe doğru unutmayı bırakıyor.
‎Çicek açıyorsun 
‎Sessizce
‎Her yerden 
‎Bir baharsın artık 
‎kendi içinden çoğalan,
‎kendi kendine dökülen…

Yorumlar