
İçinde bir çağ,
suskun da olsa kıpır kıpırdı.
Gecenin en sessiz yerinde
bir su gibi sızardı içinden.
Ne zaman unuttum desen,
bir rüzgâr dönerdi adını toprağa
bir dal gibi eğilir,
bir kök gibi direnirdin
Taştın,
ufkun kıyısından yükselen bir nehir gibi
Yuttun sessizliği, taşıdın göğsünde sustuklarını.
Ama taşan sendin hep
kırılan da.
Ferahlığın,
duvarlara sığmaz bir vadiydi
Çayırların,
söz dinlemez bir ilkbahardı
onların betonuna sığmazdı
Hâlâ akıyorsun aslında.
Bir evye değil,
bir şehir bile tutamaz seni.
Bir gün
Bir gün
Kendi kendine akarsın,
Kendini doğurursun geç de olsa, zor da olsa
Doğarsın...
Bir bakışta
güzelliği dökülsün isterdin avuçlarına
sanki senmişsin gibi
güneşin sabaha ilk değdiği yerde
ufkun ucunda parlayan o ilk çizginin ahenginde
Büyümek isterdin,
bir toprağın sabrını kuşanıp
rüzgârla çatlamadan
göğe uzanan bir fidan gibi
kendi içinde kök salmak isterdin
Büyütmek isterdin,
bir çiçeği tohumdan ağaca
dikenini de, suskunluğunu da.
Her mevsiminde gölgende hiç solmadan görmek isterdin
Baharı yaşamak isterdin
gelişigüzel değil,
gökyüzünden düşen bir damla gibi
tam vaktinde ve derin.
Baharın içinde filizlenen her umudu
isminle çağırmak gibi
bir çiçeğin açarken çıkardığı
görünmeyen sesi olmak isterdin,
bir sevincin ta kendisi
Ve şimdi,
taştığın yerden filizleniyorsun.
mevsim geçişleri
ışığın sızdığı yer oluyor.
Köklerin, yeryüzünün kalbine uzanıyor
ve gövden
göğe doğru unutmayı bırakıyor.
Çicek açıyorsun
Sessizce
Her yerden
Bir baharsın artık
kendi içinden çoğalan,
kendi kendine dökülen…
Yorumlar
Yorum Gönder